Elif MirmahmutoğluElif Mirmahmutoğlu

"İletişim Bir Sanattır. Sanatı Destekliyoruz"

İnsan Bazen İnsanı Yurt Edinir

Nedense her nedense bazen kendimi uzay boşluğundan dünyaya fırlatılmış gibi hissediyorum. Sanki içimde meteorlar var ve ben bir şekilde dünyaya ışınlanmışım. Bazen öyle boşlukta öyle askıdayım işte. Askıda hissetmek bir hayli yorucu . O kadar çıplak ve bir o kadar yabancıyım esasen her şeye ve herkese. Bir yalnızlık alıp alıp götürüyor oradan oraya savuruyor içimde bazen sahra çölleri kumul rüzgarları. Kendimi iyi hissettiğim yerlerden biri de kendime benzer suretleri gördüğüm çeşitli saçma mekanlar… Aidiyet duygusu sıkıntılı insanlar vardır hani sığamazlar bir yerlere.. .Kendilerini bir yerlere ait hissedemezler belki de topraksızlıktır bunun nedeni yani gidecek bir köyünün olmaması. İnsan bazen kendine insanı yurt edinir. Köyünden uzak memleketinden uzak yaşam kuran binler on binler var milyonlar hatta. Köy evlerinin yerini beton köyler aldı. Betonların içinde yan dairede oturanın yaşamı ve çilesinden habersiz günü güne ekler olduk. Ama içindeki gurbeti en derin yaşayan acaba acemden olanlardan mıdır bu topraklarda? Acep acemler değil de içinde doğu rüzgârı barındıranlar mı çok kalabalık menşeilere sahip olsalar da daha mı yalnız hisseder bazen kendini?

“Sen ne dersen de öyle derler gülemezsin gülsen de düşünemez ağlayamaz ses veremezsin hayat bu incitir. Ne söylesem sana boş gelir ne çok görsem desen az gelir. Hayat bu incitir hayat bu böyledir… Ne kaldıysa senden geri ne söylesem sana boş gelir ne çok görsem desen az gelir hayat bu incitir hayat bu böyledir.” Demek istediklerini söylersin bazen de söylemek zor olur. Ne desem boş her konu gelip oraya dayanıyor sanki şehirler arası minibüsleri bilirsiniz enteresandır onlar … Garip bir kokuları vardır bir de onların enteresan şekilde ilerlerler binenlerin arasında illa köyden evine bir peynir ya da pide filan illa bir şey götürmek isteyen vardır. İlla öyle yerli malı haftasında çocukların azıklarında bulunan paketlerin kokuları gibi yumurta kokulu bir şeyler taşıyanlar o otobüse biner ve illa o kokularını o otobüse bırakırlar illa ki o koku o otobüse siner binen mis gibi içine çeker içine o kokuyu. O kokuyu çeker ve oturur yerine ama öyle bir oturur ki oturmaz ilişir aslında… Öyle oracığa ilişir çünkü nefes almak güçtür çok güçtür nefes almak yumurta kokusu peynirden ter kokusuna bulaşmış ter kokusu çekmeyen radyo istasyonunda içli bir Ferdi Tayfur şarkısı ile bütünleşmiştir. İlişmeyip ne yapsın ve kesin kez arka koltukta derin sohbete dalmış iki amca tesbih sesleri ile ortalığı inletmektedir. Minibüsler otobüsler gurbet halinin yılmaz neferleridir çoğunlukla. Dalıp dalıp gidersin cam kenarına ilişip. Yolları düşünür içindeki özlemleri kalabalıklar içindeki yalnızlığına yoldaş bazen Ferdi Tayfur bazen de Müslüm Gürses olur. Velhasıl herkes içinde bir gurbet taşır.

Nerede ve nasıl durmasını bilen bilmek istemeyen insan işte böyle dalar gider. Dalmak, dalgın olmak aynı zaman da bir düşünme biçimidir. İnsan, oradan yürür ne şekilde olduğunu ifade edemez bazen ne şekilde olduğun hiç söyleyemez duygu durumunu anlatamaz. Söyleyemediklerini biriktirir bazen içinde. Ait olmama duygusu içimizde büyür büyür durur. Gidecek köyü olmayan insanlar şehirlerde sıkışıp kalır. Gözleme kokusu ve topraktan uzak kalmak insanı insana bağlar işte bazen de. İnsan; insanı yurt ediniyor ,yaralarını sarmak ,sağalmak için insana sığınıyor. Beton soğuk, beton yabancılık beton kaba… Topraktan ne kadar uzaklaştıkça içimizdeki gurbet büyüyor. Göçüp gitme duygusu içimizdeki hüznü depreştiriyor çoğunlukla… (2016)