Elif MirmahmutoğluElif Mirmahmutoğlu

"İletişim Bir Sanattır. Sanatı Destekliyoruz"

Semsi Guner Yaylada

İnsanın Ülkesi Keder Midir?

Melih Cevdet Anday, kendine has bir dile sahip yazdıkları ile sonsuz olmuş bir adam kendisine hayranım… COVID-19 ile çoğumuzun beton kafeslerde kısılmış gibi hissettiği şu günlerde Anday’ın ‘Duran Zaman-Akan Zaman’ını düşünmek için epey vakit bulduk. …Ertelediklerimizi düşündük, yapmaya üşendiklerimizi yapar olduk, saksılara çiçek diker olduk gardıroptaki fazlalıkların ‘fazlalık’ olduğunu gözlerimizle görür olduk, filmler izledik… Onlardan biri de kardeşim Özgür’ün tavsiyesi ile izleme şansı bulduğum bir yol hikâyesi, kitap uyarlaması ‘İnto The Wild’. Sistemin içindeki tüm tanımlamalarını elinin tersi ile iten, dolabındaki tüm fazlalıkları atan, hesabındaki parayı bağışlayan ve bir sırt çantası ile yolda olmayı seçen bir adam içindeki hayal kırıklıklarını alarak doğaya koşuyor, kendini arıyor ya da onarmak istiyor.

Sadece Yolcuyuz

Ailesel bağlarını, travmalarını, doğaya tutunarak yalnız bir hayat kurgulayarak yaralarını sarmayı istiyor. Bu uyarlama filmin son cümlelerinden birisi ise Mutluluk sadece paylaşınca gerçek”. İnsan yol yapıyor içine içine doğru, nerede olursa olsun bir arayış sürüyor hangi çağda yaşarsa yaşasın soruyor kendisine. Hayat bir yol biz de hancı filan değil sadece yolcuyuz. Diğer bir yolcunun ismi ise William Saroyan bu geniş zamanda (Esasen iki ezan arası kadar kısacık olan zaman dilimindeyiz) ‘Saroyanland’ belgesinde de onun yol hikâyesini dinledim. Babasının izlerini sürerek dört kuşak yaşamış oldukları Bitlis’e gelen Amerikan edebiyatının güçlü kalemlerinden biri. Kendisini Bitlisli ve Amerikalı bir Ermeni olarak tanımlayan bir kalem işçisi Saroyan’ın hikâyesi de bir hayli hüzünlü bir o kadar da güçlü bir yol serüveni.

Dünya - Pusula

Bitmeyen Hınç ve Linç

Habil’den Kabil’e insan insanı incitti bazen de incitmesi için gereken tüm ortamlar hazırlandı egemen güç. İyi ve kötü, doğru ve yanlış sürdü gitti iktidar güç kavgası. Ve biz;  geçtiğimiz günlerde bir 24 Nisan 1915’i daha geride bıraktık. Bu konuda yazmanın ağırlığı kelimeleri doğru seçebilmenin sorumluluğunu epey düşündüm doğrusu. Enformasyon yağmuru içinde bir twitter paylaşımı ile ‘kahraman’ ya da ‘vatan haini’ olabilmenin mümkün olduğu bu ortamda her şey olası. Zira kendi çapında sadece blog yazarı olsan da. Maaile, arkadaş çevrende bile seni yargılama eğilimleri olası idi. Zaman geçmiş nice aydınlar sözler söylemiş ölümsüz satırlar yazmış ama hınç bitmemiş linç kültürü bugüne kadar gelmişti zira.Ama sen bir şekilde anlamsız ve fikri altlığı olmayan salt ırkçı ve toptan yok sayan yaklaşımlar karşısında acı da olsa tebessümle susmayı öğrenileli epey zaman olmuştu.

Soykırım / Tehcir

Halide Edip Adıvar’ın “Fena nereden bakarsan çirkin” dediği bir hadise. ‘Soykırım: Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme, jenosit, genosit, pogrom.’ (Bknz;TDK) Tehcir ;tehcir. a. (tehci:ri) esk. Göç ettirme, göç etmesine sebep olma, sürme (Bknz;TDK) Ne denilirse denilsin  ‘Tehcir’i tercihi olarak değil mecburi yaşayan birçok insanın çok acıdığı ise yadsınamaz bir gerçek. Siyasi olarak bakacak,  hadiseyi adlandıracak ne siyasi bilgi birikimine ne de isteğe sahibim. Hayat olması gerektiği gibi durmayı; haddini bilmeyi öğretti bana…  İnsani olarak bakmak benim hadisem. Toprağa karışan hisler benim işim. İş edindim kendime düşleri. Hep düşüşleri hüzünlü gülüşleri. Herkesin bir başka açılardan, özündeki acılardan bakma ve bu hususta iştigal etme hakkı bulunuyor değil mi?

Reza Deghati Turkey Doğubayazıt

Saroyanland Hikâyesi

‘Saroyanland’ hikâyesinin bana göre Çağan Irmak imzalı ‘Dedemin İnsanları’ndan farkı yok. Bu, “Ben demokratım” diyen herkes için de bu şekildedir diye düşünüyorum. İkisi de bir sağalma, kendini sağaltma hikâyesi. Dedesinin izlerini sözlerini düstur edinen onu kaybettikten sonra onun topraklarına giden Ozan ve babasının izini süren Saroyan okyanusun ötesinden memleketi Bitlis’e gelişi… Öze gidiş işte yaralara merhem yollar.  Saroyan, Bitlis başlı başına bir ülkedir diyor. Türkler, Kürtler ve Ermenilerin birlikte yaşadığı birbirini sevdiği bir yer bir kültür kenti halkların kardeşliği meskeni. Savaşlarla kısılıp kalan insan, hangi din, dil ve ırka mensup olursa olsun acı çekti, sürgün oldu ve bedel ödedi tarih boyunca.

Saroyan Filmi -Saroyanland
Saroyan Filmi

İnsana Aidiyet

Kuşaklar hikâyeler biriktirdi, aktardı torunları iz sürüp kitap yazdı film çekti. Kimisi filmdeki gibi yollara düştü ama akan zamanda herkes özünü izini aradı orası kesin. Annemiz, babamız, çocukluğumuz bize anlatılan hikâyeler bizi biz kılan yolumuzu ve rotamızı belirleyen onlar işte. İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir” demiş bilmem kaç yüz yıl önce kederini ve yeteneğini kaderine bağlayan barış insanı Saroyan ise “İnsanın ülkesi keder midir?” diye sormuş daha dün 20.yüzyılın başında. Irk, din, dil, cinsiyet üstünlük sağlamaz. Hiçbir aidiyete inanmıyorum insan olmak dışında.

Nubar Amca

Nubar Terziyan geliyor aklıma sonra o samimi gülüşü ve 1979 yılında oğlu gibi sevdiği Ayhan Işık’ın ölümünün ardından gazeteye verdiği acısını paylaştığı ilanın Işık ailesi tarafından ‘gayrimüslim’ algılanmamak adına inkâr edilmesinin hüzünlü hikâyesi. Unutmayalım ki, mutluluk gibi hüzün de sadece paylaşılınca gerçek. Siyaset hep vardı, var olacak. Her şeyi etkileyecek elbette birileri o açıdan analiz yapacak muhakeme edecek,  birileri ise insan okumaları yapacak siyasi renge bakmaksızın. Ben de kendimce insaniyet tarihine bakıyorum ve bakmaya da devam edeceğim nefesim yettikçe. 1995 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan ve asıl ismi Nubar Alyanakziya olan Nubar amcanın gazete yazılarından oluşan Ne İdim Ne Oldum kitabınızı okumanızı da şiddetle tavsiye ederim.

Nubar Terziyan
Nubar Terziyan Ayhan Işık’ın Mezarı Başında

Ezcümle ise Edip Cansever’den gelsin o halde

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

Denize benzer ki dalgalıdır bakışları

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına

Öylesine benzer ki

Ve avlularına

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

Ve sözlerine

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına

Minibüslerine, gecekondularına

Hasretine, yalanına benzer

Anısı ıssızlıktırAcısı bilincidir

Elif Mirmahmutoğlu 27.04.2020



Leave a Reply

Your email address will not be published.

*
*
*