Elif MirmahmutoğluElif Mirmahmutoğlu

"İletişim Bir Sanattır. Sanatı Destekliyoruz"

Kişiliksiz Dişiler Doğaçlama PR Yeteneği İle Doğar

Gündeme ilişkin yazmak istediğin çok konu vardır da elin yazmaya gitmez bazı zamanlar. İşte içinde bulunduğum zaman dilimi de bu an’lardan biri. Geçtiğimiz haftalarda yine böyle bir an içinde harman olmuşken bir yazı yazmıştım. Sürekli pompalanan ‘erkeklik erki’ ve erkek çocuklarının daha çocukluk günlerinden itibaren, nasıl ayrıcalıklı yetiştirildiklerine ve bir ayin gibi erkekliklerinin nasıl kutsandığına ilişkin.

1980 darbesi sonrası yetişen gençlere siyasetten uzak durmaları kamuoyu ve tüm egemen güçler tarafından empoze edildi. Siyaset, insanların başına çorap ören ‘Tu kaka’ bulaşılmaması gereken bir mecra olarak anlatıldı gençlere. Oysa siyaset hayatın ta kendisiydi herkesin içinde olması gerektiği. O dönem tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadın hareketleri, feminizm çokça konuşuldu. Kadının kendini arayışının keskin virajlarından biriydi 80’ler. Kimileri kendini buldu ama buluşlarda bazı rol hırsızlıkları da olmadı değil. Bazıları özellikle ülkemizde her zaman yok sayılan kadın hakları ve kimliğine ilişkin keskinliğini ve tepkisini erkekleşerek gösterdi ve kadın kimliğini bir tarafa attı.

Gelişen düzende kadının çalışma hayatında aktif rol almasıyla rollerin güç dağılımında çok büyük değişiklikler oldu. Eğitim durumuna bakmaksızın aklı evvel olmayan birçok genç okudu, araştırdı, uzak durması deklare edilse de siyasetle ilgilendi. Gelişim sürecini tamamlamaya, kadın gibi kadın olmaya çalıştı. Aklı hür, vicdanı hür ve bedenine hükmeden kadınlar da yetişti fikir dünyamıza yön veren özel kadınlar. Sonra 90’lar ve sonrası işte 2000’ler. Türk kadını gelişimini sürdürdü.

Ama bazıları gelişirken sadece kısır bir sarmalda kaldı. Saç renklerini değiştirdiler, telefonlarını, bindikleri araçları değiştirdiler, moda dergilerine dadandılar. İşte ‘Kişiliksiz Dişiler’ böyle böyle çoğaldı. Hayatlarının öznesini ‘Erkekler ve Tüketim Alışkanlıkları’ oluşturan bu topluluk o kadar büyük ki her an her yerde bu tip kadınları görebilirsiniz. Onlar da düşündü plan yaptı, ‘Nasıl daha havalı görünebiliriz? Şu kadının eşini ya da sevgilisini nasıl ayartabiliriz? Çalışmadan nasıl zengin olabiliriz? Hiçbir iş yapmadan nasıl sürekli meşgul görüntüsü verebiliriz? Fikirlerimizi (Fukara da olsa hinlikle ilgili fikirleri azımsanamayacak kadar çok) , hiç belli etmeden salağa yatarak gemimizi nasıl götürebiliriz? ‘gibi gibi birçok mücadele alanları oldu. Onlara sorsanız nasıl zorlu bir hayatları vardır neler çekmişlerdir. Bu tipler doğaçlama PR yeteneği ile dünyaya geliyor bence. Mağdurlar, sen bilirsin’ciler, kan emme konusunda ustalıkları tartışma götürmez.

İşte cinsel açlığın merkez ülkelerinden olan ülkemizdeki erişimini tamamlayamamış ya da kendince tamamlamış, egosal havuzlarında kulaç atıp durmayı marifet sanan erkekler de bu tip kadınları hep sevdi, korudu, kolladı. Lakin onlara caka satmak her zaman daha kolaydı çünkü bu ülke de iş yapan taraf her zaman basit taraf oldu. Basitliğin süksesi ve popülerliği öyle kolay kolay silinmez bu coğrafyadan. Basit ve yalın yaşamak ayrı basit insan olmak ayrı tabi onunda altını çizmeli. Güzel, akıllı aynı zamanda merhamet sahibi olmak ise, maça 5-0 geriden başlamaktır bu toplumda. Güzel ve akıllı isen tribünlere önce “Sadece güzel” olmadığını anlatman gerekir, önce varlığını cinsel organı ile tanımlayan ki bu cenaha B  profesör de olabilir öğretmen de müdür de ceo da gazeteci de doktor da…

Kişiliksiz dişiler AVM gülleridir çoğunlukla AVM’ler de sosyalleşirler, kuaför salonlarında gittikleri tatil yöreleri ile caka satarlar, başkalarının özellikle de güçlü kadınların acılarından beslenirler her yerde bunları konuşurlar. Acılarından bi haber vantuz gibi diğer insanların acılarını not eder, ortamını buldukları an hemen döküverirler eteklerindeki incileri. Çünkü aynaya bakamazlar. Aynaya bakmak bir cesaret işidir. Burada karşımıza “Bakmak” ile “Görmek” arasındaki önemli fark çıkmaktadır. Lakin herkes bakar ama herkes göremez. İşte bu göremeyen kadınlar esasen vakitlerinin çoğunu da kadın bilim merkezi olarak gördüğüm kuaförlerde ki kuaförler aynı zamanda terapi merkezleridir devasa aynalarla donatılmış. Ama o aynalara sadece “öylesine” bakarlar ölesiye bir bir hırsla. Dip boyasının dip boyası gelme zamanın akıllara sığmayacak hırsıdır bu bakışlar. Keşke saç diplerine bu kadar derin bakar iken kendi hayatlarına da kısa da olsa bir göz atabilseler.  İnsanların acıları ile ilgili konuşurken kek kalıbına döker gibi önyargılarını pişirip sunmasalar, keşke “Hürrem Rengi” “Kösem Modeli” saç kesimi yaptırmak saçlarını soğan kabuğu rengine boyamaktan çekinmeyen saç ve tasarım konusunda her türlü yeniliğe hazır ve nazır olan bu kadınlar aynaya da bakabilseler. (2012)