Elif MirmahmutoğluElif Mirmahmutoğlu

"İletişim Bir Sanattır. Sanatı Destekliyoruz"

Limon

Bazı günler hiç geçmez. Hani günün içinde bazı anlar vardır. O anlardır hafızlara kazınan. Misal yazın son günleri bir akşam üstüdür ve o perde aralığından ılık bir meltem rüzgârı eser sen kanepede uyumakla uyumamak arasında kendinle konuşurken o rüzgâr yüzünü yalar da geçer sende bir ferahlık hissi. Ben hiç unutmam işte o yaz akşamüstü rüzgârı ile içime dolan ferahlığı unutmak ne mümkün. Ne mümkün bazı anları, bazı anıları unutmak ne mümkün. Anlardan yola çıkarak biriken anılardır esasen sana kalan. İşte o kanepede mayışık bir şekilde uyurken uyumakla uyumamak arasında gidip gelirken yüzünde oluşan tebessümdür sadece yaşam. Yaşam tebessüm kahkaha, yaşam hüzün, yaşam gözyaşıdır. Yaşam yaşanan her duyguyu içine alan bir gemidir. Öyle kocaman bir gemidir ki; içindeki ara ara su alır batacak gibi olur ara ara yelkenler fora gider. İşte o kanepede yüzünde belirenin hangisi olduğuna karar verecek olan da sensindir. Yani tüm o yaşanmışlıklardan sana kalan nedir nasıl bir tebessümdür burada belirleyici olan senin tüm yaşamından çıkardığın özet ifadenin ne olduğudur. İşte bazı insanlar da yazın son günlerinde akşamüstünü nefes aldıran meltem rüzgârları gibidir, ferahtır, nefes açıcıdır.

Öğlen güneşinin yavaş yavaş çekildiği ve artık güneşin eskisi kadar yakmadığı günlerde ki meltemin serinliği gibi insanlar vardır. Bu insanların size hayatınızın hangi döneminde değeceği ne derece bir etki bırakacağı bilinmez ama serin insanlarla geçireceğiniz çok kısa bir zaman bile o insanın hafızalarında yer alması ve unutulmaz olması için yeterli olacaktır. Hani diyor ya evliya “Hamdım, piştim, yandım” işte tam da o hesap… Serin insan olmak için önce cayır cayır ölümüne yanmak gerek. Yavaş yavaş yanan kişi en son aşamada içinin buz çöllerini oluşturabilir kum çöllerinden buz çöllerine. Bakınız ki o insanların nefesi;  kitle iletişim araçları ile sürekli olarak altı çizilen mentollü çikletler gibidir, nanedir, limondur, nane limondur. Ferahlatır. Meltemler gibi limonlar gibi insanlar da vardır elbet.  O kanepede hiç tanımadığın limon gibi insanlar gelir aklına. Yüzünde tebessüm belirir. Bir gün çok alakasız bir ortamda sadece 5 dakika konuşabildiğin ama kalbi yüzüne yansımış insanlar gelir aklına. Uçtu kuşum derken ona bakarken samimi bir tebessümle bizi samimiyet denizinde bugün artık unuttuğumuz ve unutulmuşluğunun acısını her gün çektiğimiz şefkat dolu günler gelir aklımıza onu düşününce. O okyanus gibi yeşil gözlere sahip adamın adı Tarık Akan’dır. “Uçtu kuşum” diyerek hayıflanan kişi ise etine dolgun yapısı her daim gülen yüzü ile Adile Naşittir. Yazın son demleridir o kanepede düş kurarken meltem yüzünü yalayıp geçerken iç ferahlatıcı bir insan daha göçüp gidiyordur bu gezegenden.  Günleri günlere eklerken her bir yandan acı keder yalan riya sahtekarlığın fışkırdığı bu çağda iyi kalmaya çabalayanların sınavının da gördüğü zulmünde büyük olduğunu bilirken sen 66 yıllık ahir ömründe değdiği her insana iyi bir iz bırakan ve gülen gözleri ile sonsuzluğa en güzel armağan olan çocuklara özel olarak eğilen çocukları hep ilk sırada tutan Tarık Akan,  sade ve sadece “Tarık” olarak bir yaşam kurmayı kendine ilke edinen ve tüm ilişkilerinde sadece birey olma noktasından yola çıkarak kat çıkan Tarık Akan’ın fikirleri ile duruşu ile yaptığı filmlerle kalplerde bu kadar büyük yer edinmesinin ana nedeni işte limon gibi bir insan olmasıdır. Ferahlatıcı ve iç açıcı olmasıdır. Bodrum’da kurduğu sofralarda sinema emekçilerini set işçilerini ağırlaması Gezi sırasında Soma da madenciler için yapılan eylemlerde o uzun boyu ile her uzun boylu acıya eğilebilmesidir. Hem salon hem sokak adamı olabilmesi ve ilkelerine uygun yaşayabilmeyi becermek için iflah olmaz bir tutku ile hareket etmekte direnmesidir. Limon gibi nane gibi nane limon gibi bir insanda bu gezegenden giderken onu izlemenin onu uğurlamanın o uğurlayışın ne derece onurlu olduğunu görmenin sükûneti gelir oturur yüzüne.. O zaman anlarsın…