Elif MirmahmutoğluElif Mirmahmutoğlu

"İletişim Bir Sanattır. Sanatı Destekliyoruz"

Mutlak Bir Hayranlık, Muğlak Bir Zaman

Mutlak Bir Hayranlık, Muğlak Bir Zaman

İçimdeki vahşi kadınla sözleşip buluşuyorum bazen de ben köşe bucak kaçıyorum ondan. O diyor ki bana ‘Vahşi kadın cesaret eden yaratan ve yıkandır’ (Bknz: Kurtlarla Koşan Kadınlar Clarissa P.Estes) içimdeki diğer ses ise yıkım gücümün beni yek pare olmaktan ayrı kıldığını fısıldıyor. Ara ara hep yıkıyorum sil baştan başlıyorum ama iki sesin çelişkili konuşması sürüp gidiyor. Biliyorum ki; bir bahçenin ilkbahara hazır olması için son baharda tersyüz edilmiş olması gerekir. Bahçe her zaman çiçeklenmez. Kendimi bazen de çiçekleri keserken yakalıyorum. Köklemişim bazen tırnaklarımın arasında toprak. Sizde de oluyor mu bilmiyorum. İnsan bazen de en çok kendi bahçesinde bakımsız ağaçlar arasında kalıyor kayboluyor. Diğer bahçelerin çiçeklerini sularken kendi bahçesindeki kuraklığa gözlerini yumuyor görmezden geliyor bu böyle sürüp gidiyor. Bazı bahçeler de mis gibi güller var elbet ama bazı bahçelerin ise her şey 1 TL spot mağazalardan ya da İngiliz madam mağaza zincirlerinden alınmış plastik çiçeklerle dolu olduğunu fark etmeden.

Plastik çiçekler naylon kokuyor naylon yanınca daha da beter bir zehir saçıyor. Epey zamandır plastik çiçek satılan kapalı küplerin içinde olduğu büyük küpler kapalı.  Küp kuyruklarından eser yok şimdi. Alış ve verişin bir merkezde toplanma hali olan AVM’ler kapılarını açtı (11.05.2020) sanatseverlere! Pardon alış severlere. Alanlar ise ne verecekler bilemiyorum. Vereceğini emek gücü ile biriktirenler epey zorda şu aralar benim bildiğim.  Plastik çiçekler için kuyruklar oluşur mu onu da bilemiyorum. Ama tahmin edebiliyorum. Çelişkinin içer de olduğu gibi dışarıda da sürüp gittiğini biliyorum. Vahşi olmayan kadın bunun normal olduğunu söylüyor. Ve ekliyor, “Kuzum Elif, mahalle dükkanlarını kimse sevmez oldu. Agora artık sadece güzel mekan ismi. Sen içinden küf kokusu yükselen namodern bir kadınsın! Modernite ile çatışmadasın!”

İnsanın Evi İnsanın Goridir
“İnsanın Evi İnsanın Goridir”

“İnsanın Evi İnsanın Goridir”

Çelişki baş tacım aslında çelişkiler denizinde yol alıp gidiyorum. Sonra aklıma sosyal medyada hiç canlı yayın yapmadığım geliyor. Oysa epey canlı yayın yapmışlığım da var hani çok iyi tv spotu okurum radyo programcılığım var tabi hem de türkü programı da dâhil. Profesyonelliğimin bir parçası yani.  Aklımdan hiç çıkmayan babaannem beyaz tülbenttiyle bakıyor bana köşeden. Babaannem;  “İnsanın evi insanın goridir” derdi. ‘Gori’ kelimesi çocukken çok komik gelirdi bana. Gor, nedir çok sonra öğrendim. (Bknz: TDK Kürtçe ‘gor’ (2) mezar, gömüt. gorda: ‘mezarlık’ özellikle Hristiyan mezarlığı için kullanılır)Gor da suların hızlı aktığı zamanlar da mülteci olarak kütüphaneye sığınan poğaça yüzlü bir kız çocuğuydum ben. Hani kimimiz makrome örer, kimimiz basketbol oynar kimimiz gitar çalardı. Ben sürekli kütüphane kolu olur elime geçeni okur geniş zamana bakar naftalinimsi kitap kokusunu içime çeker, eve gidince de Levent Yüksel’in ‘Uçurtma Bayramları’nı dinleyerek gelecekte sağaltmak için uğraşacağım yaralarıma bakardım, bunu yıllarca sürdürdüm.

Neyse arkama kendi halinde bir kitaplığımı alıp canlı yayın yapabilirdim, yapabilirim. Ama hiç canlı yayın yapmadım sosyal dijital mecrada engel olan mı vardı değil elbet. En büyük engel içimdeki öteki idi bilmiyorum. Kütüphane önünde yayın yapanların eleştirildiği iletileri de çokça okudum sosyal medyada. Yatakta yastıkla erotik poz verenlerden daha çok eleştirildi, kütüphane önünde yayın yapanlar. Yastıklı şıklığa karşı olduğumdan değil de bu kitabı, kütüphaneyi neden sevemedi bizim büyük çoğunluklar. Seyfi Teoman’ın ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’ filmi gibi hazinli bir durum… Yine bir çelişki…

Pillow Challenge
Pillow Challenge

Plastik Tebessümler Pembe Peçeteler

Sosyal medya hesaplarımın halen aktif olduğu ara ara detoks amacı ile dondursam da halen kullanma halim canlı yayın üzerine sesli düşünüşlerim. Sosyal medyadan tamamen kopma, çekmeyen alanda yaşama isteği arasında gidip gelen fikirler. Al sana bir çelişki daha velhasıl marazları çok insan dediğinin. Maruz kalmaya gönüllü bir sosyal medya kullanıcısıyım işte. Ve mütemadiyen hayranlık duygusunun altı, 132 punto kalınlık ile çiziliyor.  Plastik tebessümler, fit vücutlar, pembe peçeteli sofralar, en iyi yapılmış ekmekler, anne çocuk kombineleri akıyor ekranlarımızda. Derek Thompson  ‘Hit Makers’ (Dikkat Dağınıklığı Çağında Popülerlik Bilimi) kitabında ‘ Kendinizi bir insan yalan detektörü olarak görseniz bile, kaputun altına gizlice giren bazı gerçekler vardır. Bunun için beynine teşekkür edebilirsin ve tanıdık olan her şey için mutlak bir hayranlık, diyor)

Mutlak bir hayranlık, muğlak bir zaman. Ara ara nitelikli canlı yayınlara katılan ama zaman zaman çağı suçlayan.  Çağı suçlamak adet bizim nesilde. Bizler; eylem ve direncin tu kaka denilenerek aşırı korumacı büyütülen bir nesiliz zira. Askıda ekmek gibi hayallerle yaşamın acı gerçekliği arasında gidip gelen bir akreple yelkovandan başka bir şey değiliz belki de. Varlık için susmak gerek denilenlerden. Çelişkinin en net resmi analogla dijital arası bir yerde sıkışıp kalanlarız. Benim gibiler belki de fazla empati zehirlenmesinde yitirdi ışığını bilmiyorum. Sonra neon ışıkları plastikleri parlattı ya da biz kendimizi fazla kabarttık sonra da sosyal mesafeden çok çok daha önce kapattık kepenkleri bilmiyorum. Hani Almanya’ya içecek makinasına buz jeton atarak alan pratik zekâlı Türkiyeliler efsanesi vardır ya onlar gibi kolaycı değildik ama zorlamaya da gelemeyenlerdendik belki de. Ne zengin ne fakirdik. Öyle ortada, arada sıkışmış kalmıştık sadece. Binler var milyonlar var böyle. Hissettiğiniz duygu bazen tam da bu değil mi sizin de? Al sana bir çelişki daha. Eylemle söylem arasında çelişenler.

Mutlak bir hayranlık, muğlak bir zaman (TOMURCUK)
Mutlak bir hayranlık, muğlak bir zaman (TOMURCUK)

Olana Olduğu Gibi Bakmak

Neden yazdığımı bilmiyorum Okuryazarlık bir uzmanlık alanı değil bir tercih insanın hayatla bağ kurma şekli demiş bir köşe yazısında Hakkı Yırtıcı… Aslında bir mimar ama kelimelerle de arası iyi.  Yapraklardan çöp adam yapmıştım bir kez resim panosunda asmıştı resim öğretmenimiz. Annemi çağırmıştım okula görsün diye. Sadece üç yaprak yapıştırdığım basit bir çalışmaydı. Adı gibi ‘Bahar’ bakışlı öğretmenim beni motive etmek istemişti sonradan anladım tabii ki. Yani o kadar yetenek yoksunduydum ki yazı yazmak dışında hiçbir el yeteneğim yoktu. Şimdi var mı? Yok bittabi. Olan bu, olana bakmak için, olana olduğu gibi bakmak için sadece kendim için bencilce savruk ve imla hataları ile yazıyorum…

Yıllar yılı yazılan günlükler de üstü örtülen acıları iç açıları ile daha açık ifade etme yaşlarında soyunuyorum soğan gibi işte cücüğe doğru adım adım. Çıplaklığın tehlikeli olduğunu bile bile yazıyorum. PR danışmanlığı almadan, youtube kanalı açmadan, Michael Kors çanta takmadan, Nike taytla ters plateste story paylaşmadan ve hiç canlı yayın yapmadan, kendi akışımda kendi çatlağımda çelişkimde… Hasan Hüseyin Korkmazgil’e selamla “Öyle bir yerdeyim ki yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe” diyerek’ çelişe çelişe didine didine yürüyerek kusurlarımla marazlarımla… “Kusursuzluğu unutun. Her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri böyle girer” diyor ya Leonard Cohen… Velhasıl, iç pencerelerimizi açmayı bırakmayalım yine de içeri girecek ışığa engel olmayalım acıtalım, acıyalım ama çok da kanırtmayalım…

Elif Mirmahmutoğlu 09.05.2020



Leave a Reply

Your email address will not be published.

*
*
*