Elif MirmahmutoğluElif Mirmahmutoğlu

"İletişim Bir Sanattır. Sanatı Destekliyoruz"

Sakız Beyazı

Sakız Beyazı /Teyzelerime

Geçtiğimiz günlerde Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında” filmini yeniden izledim. Hani bazı filmler vardır farklı zamanlarda izlediğinde farklı manalar çıkardığın. Bazı şarkılar gibi işte her dinleyişinde başka hislere sürükleyen seni. Şiirlerden bahis açmıyorum hiç; zira şiirler zaten sonsuzluğa yazılmış satırlardır. Bu ileti grubu sonsuzu gönderilen e-maillerdir zaman aşımı yoktur an be an tazeliğini korur. Her okunuşta her iç çekişte her kadehte insan yeniden yine yeniden yaşar ve yaşatır. Ve işte bu yüzden şairler ölmez. Onlar hep bizimledir. “Yaşamın Kıyısında” filmini 6 yıl aradan sonra başka bir kıyıdan izledim. Bu gezegendeki her anımızda başka başka körfezlerde oluruz zira. Başka başka kıyılardan bakarız geçip gidene yaşanan her hadiseye ve her hadisenin biz de bıraktığı derin izlere, kanamalara ya da kabuk bağlayan yaralara…

Yaşamın Kıyısında Filmi

Çok Kültürlülük

Karadeniz’in sonsuz yeşilliği içinde atasının babasının izlerini süren melez bir akademisyen ana dili Almanca. Alman kültüründe yetişmiş bir Alman gibi mesafeli ama çalışkan. Baba topraklarına yabancı ama bir o kadar da meraklı. Çok kültürlülüğün en güzel örneklerinden en çarpıcı fotoğraflarından birini Almanya’da çekmeniz mümkün. Uzun süredir çekilen fotoğraf kareleri var ayrı ayrı hikâyeler. Münih’te adımlarken çokça hissetmiştim. Türkiyeli bir yurttaşımıza Bayern Münih Allianz Arena’yı sorduğumda yüzüme uzun uzun bakmış, kendimi Aksaray ya da Yozgat’ ta hissetmeme neden olmuştu. Bilmediğini söylemeye çekinmişti belki de. İçindeki getto ile Avrupa’daydı işte. İçindeki Aksaray’ın 80’lerde ki halini yaşıyor, yaşatıyordu zannımca. Arada kalmış sıkışmıştı. Bu sıkışma hali bir kuşağı heba etti bence ama sonraki kuşak yani o kültür içine doğanlar özel bir şansa sahipti.

Gurbeti İçinde Taşımak

Gurbeti İçinde Taşımak

Ailelerinin yaralarını kanamalarını görerek büyümüş onların içindeki sıla özlemini bazen yaşaran gözlerinde görmüşlerdi. İnsan nereye giderse gitsin gurbetini de içinde taşıyordu çünkü. Ülkenin eğitim sistemindeki sağlamlık onlara daha üretken olma entelektüel ve evrensel derinlik sağlama ortamını da sağlamıştı. Babası Araf’ta idi ama kendisi de babasının Araf’ını ömür boyu zihninde beyninde taşıyacaktı. Belki bu o kişiyi daha üretken kılacaktı. İşte Fatih Akın sinemasına bu açıdan bakmak gerek diye düşünmekte ve önemsemekteyim. Filme yeniden dönecek olursak, geçimini fahişelik yaparak sürdüren kadın, kendisini o hayattan çekip alan “Sadece benimle seviş sevişmesen de yanımda ol” diyen Karadenizli uzatmalı yaşlı sevgilisinin hikâyesi de bir başka trajedi ve aynı zamanda realite.

Nereden Geldim Nereye Gidiyorum

Nereden Geldim Nereye Gidiyorum

Böyle bir oyunculuk böyle berrak bir insanı yâd etmeden geçmek olmaz. Tuncel Kurtiz’in son zamanlarında “İyi ki” oynadı dediğimiz filmlerdendir “Yaşamın Kıyısında”. Sevgilisinin şiddetine maruz kalan ve bir öfke patlaması halinde arbedede beyin kanaması geçirerek ölen kadının büyük umutlarla gittiği Almanya’dan tabut içinde dönmesi ülkesine. Uçaktan tabutun indirilişinin geniş açı ile filmde yer alması… O anı hissetmek hem de tüm hücrelerinle yaşamak ya da yaşamından bir kesiti sanki orada görmek. İşte bazı anlar bir nevi tokat bir nevi muhasebe sahnesidir insan hayatında. Ben o uçakta bulundum, ben o tabutu gördüm, ben o tabutu görürken gözyaşım kalmamıştı ağlamaktan gözerim kurumuştu artık.

Hastane Teyzem

Zamanda Yolculuk

O sahne beni aldı Diyarbakır Havalimanı’na götürdü. Zamanda yolculuk yaptım sanki… Çocuk yaşta evlenen ya da evlenmek zorunda bırakılan çocuk gelinlerin hikâyelerine hiç dikkat ettiniz mi?  Hep gelin gittikleri evin özelliklerini taşır hale gelirler. Sinemaya gidip ilk aşkı ile el ele tutuşması gereken yaşlarda eşinin ve ailesinin sevdiği yemeği öğrenmek zorunda kalanların hikâyesini çok iyi bilirim ben. Çünkü ben bir laboratuvar ortamında birçok örnek gördüm. Diyarbakır Havalimanı da o hikâyelerden sadece bir tanesinin bir sahnesi idi.  O tabuta, 50 gün önce konuştuğumuz “Kızım ameliyat olup gideceğim enişten hasta” diyen 54 yaşında ama 104 yıllık emek ve fedakârlıkla dolu bir hayat yaşamış teyzemi kendi ellerimle koydum.

Hastane Koridoru

Yol Öğretmendir

Her hali ile yanında bir tabut olunca sana başka bir hayat dersi verir. Yol öğretmendir. Teyzemi yıkarken onda huzuru gördüm. Kınaladık sonra beyazlar içinde yüzü nurlu idi beynindeki tüm mesele bitmiş idi sanki. Tebessüm vardı. Yüzünde gidişi sanki mutlu etmişti. Bitmişti hikâye… O yüzden ölüleri severim son sohbeti vedalaşmayı… O, ardında ağlayan koca bir kentle o yolda trafikte can veren kedilere mezar yapan kadın, tüm kederini kahrını da alarak şen kahkahası ile kedilerin yanına gitmişti işte. Avlulu bir evim bahçesinde leğende yıkadığı çamaşırları anımsıyorum onu. 7 mahalle ötedeki arkadaşlarının yaralarına merhem olan kadın sakız beyazı çamaşırlar asan.

Teyzemin sakız beyazı çamaşırları. Beyaz Yün.

Teyzemin Sakız Beyazı Çamaşırları

…Her aradığımdaki şen kahkahası kulaklarımda ve hayır duaları aklımda. Hikâyesindeki tüm trajediyi örten şen kahkahasını.  Evet, “Yaşamın Kıyısında” güzel bir filmdi. İncelikli ve özenli. Sonra aklıma “Umurrrr” diyen kadın geliyor. Yönetmen Halit Refiğ, senaryo Ümit Ünal film müzikleri ve insan hali ile efsane bir isim olan Atilla Özdemiroğlu. “Umurrrr” diyen Müjde Ar.  “Teyzem” ve teyzemin sakız beyazı çamaşırları

Elif Mirmahmutoğlu 30.01.2020



Leave a Reply

Your email address will not be published.

*
*
*